BİTKİ ÇAYLARINI DEMLEMENİN PÜF NOKTALARI


4/11/2009 · Kategori: BİTKİ ÇAYLARI

Uzmanlar, özellikle kış aylarında yoğun şekilde tüketilen bitki çaylarının ilaç gibi düşünülmesi, günde 3 fincandan fazla içilmemesi konusunda uyardı. Selçuk Üniversitesi Çumra Meslek Yüksekokulu Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Gümüşçü, soğuk algınlığı ve grip gibi rahatsızlıkların arttığı bugünlerde, iyileşmek ya da hastalanmamak için bitki çayları tüketiminin arttığını belirtti. Bazı rahatsızlıklara iyi gelen bitkilerin ortak özelliğinin, vücut direncini artırması ve bağışıklık sistemini güçlendirmesi olduğunu vurgulayan Gümüşçü, son dönemde en fazla talep gören şifalı bitkilerin melisa, ada çayı ve kekik olduğunu ifade etti.

EKİNEZYA İLGİSİ

Ana vatanı Amerika olan ekinezya adlı bitkinin de son dönemde yoğun ilgi gören şifalı bitkiler arasında yer aldığını anlatan Gümüşçü, "Bu bitkilerin çayları tek başlarına tüketilebileceği gibi, bir kaç bitki karıştırılarak da içilebilir. Karışımlar daha faydalıdır, çünkü her bitkinin içinde farklı özelliklerde maddeler bulunduğu için, bu maddeler karışımlı çaylarla bir defada alınabilir" dedi.

GRİBE ÇOK İYİ GELİYOR

Gereğinden fazla miktarda alınan bitki çayları, kişinin bazı kan değerlerinde yükselmelere neden olarak rahatsızlıklara yol açabiliyor. Gümüşçü, limon, zencefil ve tarçının da soğuk algınlığı ve grip gibi rahatsızlıklara iyi gelen bitkiler arasında yer aldığını ifade etti.

AKTAR UYARISI

Gümüşçü, "Vatandaşlarımız bu bitkileri, tanıdıkları ve güvendikleri aktarlardan almalıdırlar. Çünkü işinin ehli olan aktarlar, hem yüksek kalitedeki ürünleri satar hem de bitki karışımlarını olması gerektiği gibi tavsiye ederler" dedi. Gümüşçü, belli ölçülerin aşılmadığı ve uygun biçimde kullanıldığı takdirde şifalı bitkilerin hastalıkları önlemede faydalı olduğunu bildirdi.

ŞiFALI BiTKiLER ÇAY GiBi DEMLENMEZ

Ahmet Gümüşçü, her şifalı bitkinin ihtiva ettiği farklı maddelerle ayrı ayrı vücuda yarar sağladığını ifade etti. Şifalı bitkilerin çay gibi kaynatılmadan, sıcak suyun içine salınıp bir kaç dakika bekletildikten sonra içilmesinin en doğru yol olduğunu dile getiren Gümüşçü, "Bitki çayları ilaç değildir. Nasıl ki 'bir an önce iyileşeyim' diye düşünüp, günde belli ölçekte kullanılması gereken ilaçlardan fazla fazla içemiyorsak, bitki çaylarında da aynı prensibe uymamız gerekir" diye konuştu. Gümüşçü, "Melisa, ada çayı ve kekik gibi ürünlerden günde en fazla 3 fincan içilmelidir. Bu oran hemen hemen tüm şifalı bitkiler için aynıdır.

Yazının Devamını Oku...

Yorum (0) Yorum yaz!

TÜP LİGASYONU (TÜPLERİN BAĞLANMASI)NEDİR?KİMNLERE UYGULANIR?KİMLERE UYGULANMAZ?AVANTAJLARI VE DEZ AVANTAJLARI NLERDİR?


4/11/2009 · Kategori: KADIN

Bir kadında hamilelik oluşabilmesi için erkekten gelen sperm ile kadından gelen yumurtanın fallop tüplerinde biraraya gelmesi ve sperminyumurtayı döllemesi gerekir. Herhangi bir nedenle (enfeksiyon, ameliyat) tüplerde meydana gelen hasarlanma ve tıkanıklık kısırlığa neden olur. Benzer şekilde tüplerin geçirgenliğinin bilinçli olarak engellenmesi ise bir doğum kontrol yöntemidir ve cerrahi sterilizasyon olarak adlandırılır. Bu şekilde sperm yumurtaya ulaşamaz ve onu dölleyemez.

Tüp ligasyonu ya da tüplerin bağlanması kalıcı doğum kontrol yöntemlerinden olarak kabul edilir. Daha sonra çocuk isteği ortaya çıkrsa tüplerin yeniden açılması her zaman mümkün olmaya bilir. Tüp ligasyonuna karar verirken bu durumun mutlaka göz önüne alınması gereklidir.

Kimler için uygundur?
Günümüzde Amerika Birleşik Devletlerinde üreme çağındaki evli her 5-6 kadından biri tüplerini bağlatmayı tercih etmektedir. Tüplerin bağlatılmasının önünde hiç kimsede tıbbi bir engel bulunmamakla birlikte bazı durumlarda yapılması daha uygun ve avantajlıdır.

* Ailesini tamamlamış, dilediği kadar çocuk sahibi olmuş ve bundan sonra çocuk sahibi olmayı düşünmeyen çiftler
* Olası bir hamileliğin kadın hayatını ciddi ölçüde tehdit etmesi beklenilen ve bu nedenle hamile kalmasına kesinlikle izin verilmeyecek olan kadınlar
* Zeka özürü gibi nedenlere bağlı olarak cinsel tacize uğrama ve hamile kalma olasılığı yüksek olan kişiler

Kimler için uygun değildir

* Henüz ailesini tamamlamamış çiftler
* Ailesini tamamladığını düşünse bile 30 yaşın altındaki kadınlar
* Üreme çağında olup eşiyle problemleri olan kişiler (Boşanma ve ileride başka biri ile evlenme olasılığı nedeniyle)
* Eşini tam anlamı ile kalıcı doğum kontrol yöntemine ikna edememiş kadınlar

başka bir doğum kontrol yöntemini tercih etmelidirler.

Avantajları
Tüplerin bağlanması kullanıcıdan bağımsız olarak yüksek oranda kalıcı koruma sağlaması açısından uygun kişilerde en avantajlı doğum kontrol yöntemidir. Tüpler bağlı olduğunda hamile kalma korkusu olmadığından cinselliğin daha verimli yaşanmasına yardımcı olabilir. Koruyuculuğu hemen başlar ve ömür boyu sürer

Dezavantajları
Kalıcı bir yöntem olması ve geri dönüş olasılığının düşük olması en önemli dezavantajıdır. Öteyandan eşlerin her ikisinin de yazılı onayının gerekmesi bir başka dezavantajdır

Etkinliği
Tüplerin bağlanması teorik olarak %100 koruma sağlamakla birlikte pratikte bu koruyuculuk daha düşüktür. İşlemin başarısız olma olasılığı 1000'de 4'tür. Tüpleri bağlı olan bir kadında adet gecikmesini takiben gebelik testi pozitif olduğunda bunun bir dış gebelik olmadığı mutlaka gösterilmelidir.

Tüpleri bağlanan bir kadın bir daha hamile kalamaz mı?
Teroik olarak hayır. Ancak tüpler bağlanırken uygulanan tekniğe bağlı olarak mikrocerrahi işlemler ile tüpler yeniden açılabilir. Ancak bu operasyonların hem etkinliği düşüktür hem de maliyeti yüksektir. Tüpleri bağlanmış olan bir kadın yeniden çocuk sahibi olmak istediğinde en uygun yöntem tüp bebek uygulanmasıdır. Ancak tüp bebek uygulamalarında da gebelik şansının %100 olmadığı akılda tutulmalıdır. Artan kadın yaşı ile birlikte hamilelik şansı da giderek azalmaktadır.

Ne zaman yapılabilir?
Tüp ligasyonlarının çoğu sezaryen operasyonları sırasında yapılır. Ancak bu kural değildir. Laparoskopi ile her yaşta ve dönemde yapılabilir. Ancak sezaryen dışı zamanlarda yapıldığında gebelik testi yapılarak bir hamilelik olmadığı gösterilmelidir. Hamilelik şansını en aza indirmek için tercihan adet kanamasını takip eden ilk günlerde yapılmalıdır.

Nasıl yapılır?
Bugüne kadar tanımlanmış pekçok tüp ligasyonu tekniği mevcuttur. Tüplerin etrafına sıkı bir plastik halka geçirilebilir, tüplerin süpürgemsi ucu (fimbria) cerrahi olarak çıkarılabilir, tüp yakılıp ortası kesilebilir ya da tüp ortasından bir parça çıkartılarak kalan uçlar bağlanabilir. En son tarif edilen teknik Pomeroy tekniği olarak adlandırılır ve en sık kullanılan tekniktir.

Laparparoskopi genelde son derece basit ve ayaktan yapılan bir işlem olmakla birlikte genel anestezi altında yapılır.Yaklaşık 15 dakika süren işlem sonrası hastanede yatmak gerekmez, 3-4 saatlik dinlenme sonrası hasta evine gidebilir. Takiben 1 günlük dinlenme genelde yeterlidir. İşlem sonrası ilk 24 saat ağızdan ağrıkesici almayı grektirecek şiddette ağrı olabilir.

Yan etkileri
Tüplerin bağlanması işleminin herhangi bir yan etkisi yoktur. Adet düzeninde genelde bir değişikliğe neden olmaz. Cinsel yaşantı açısından hiçbir olumsuz etkisi yoktur

Riskler
Genel anestezi ve laparoskopiye ait riskler dışında ek bir risk taşımaz.

Yazının Devamını Oku...

Yorum (0) Yorum yaz!

YEDİĞİMİZ HANGİ BESİN NE KADAR ZAMANDA SİNDİRİLİYOR?


4/11/2009 · Kategori: SAĞLIK

Yediklerimizi ne kadar süre içinde sindirebildiğimizi bilirsek, spor, uyku gibi herhangi bir faaliyete başlamadan önceki öğünlerimizi daha bilinçli düzenleyebiliriz.

Örneğin uzun bir işe, yürüyüşe veya spor gibi yüksek performans gerektiren bir işe başlamadan bir saat öncesinde bir şeyler yememiz gerekiyorsa, sindirimi bir saat içerisinde tamamlanabilecek besinleri tercih etmeliyiz. Genel bir fikir vermesi açısından besinlerin sindirim süreleri şu şekilde özetlenebilir:

1 saatte sindirilebilenler: Su, çay, kahve, enerji yiyecekleri, sporcular için özel hazırlanmış karbonhidrat konsantreleri.

2 saatte sindirilebilenler: Süt, kakao, yoğurt, et püresi, beyaz ekmek, muz, müsli/corn flakes tarzı kahvaltılık tahıllar, hafif sebze, prinç/pilav, alabalık protein konsantreleri.

3 saatte sindirilebilenler: Siyah ve karışık ekmekler, kek, patates, yumurta, büyükbaş hayvan ve koyun eti, tavuk, sebze, elma.

4 saatte sindirilebilenler: Sosis, salam, hindi, dana kızartması, biftek, fındık-fıstık.

5 saatte sindirilebilenler: Kabuklu yemişler, kızartmalar, patates kızartması.

6 saatte sindirilebilenler: Pastırma, mantar, ton balığı.

7 saatte sindirilebilenler: Kaz eti, sardalya, tuzlama balık.

Yazının Devamını Oku...

Yorum (0) Yorum yaz!

DÜNYANIN EN SAĞLIKLI 12 YİYECEĞİ


4/11/2009 · Kategori: SAĞLIK

İnsanlar için mükemmel beslenme listesi yoktur. Ancak, her çeşit beslenme planında yaygın olan tek şey, tüm yiyeceklerin çok az işleme tabi tutulmasıdır. Kabuklu kuru yemişler, yaban mersini, işlenmemiş süt, açık mezrada kesilen et gibi işlenmemiş yiyeceklerin her zaman sağlıklı olduğu biliniyor. Bitkisel özler, enzimler, vitaminler, mineraller, antioksidanlar, antiinflamatuar ve sağlıklı yağlar içeren bu yiyecekler, sizi sağlıklı ve zinde tutar.

Forbes dergisi, sağlık sayfalarında dünyanın en sağlıklı 12 yiyeceğini açıkladı.

İşte Amerikalı ünlü beslenme uzmanı Jonny Bowden'ın kitabından derlenen dünyanın en sağlıklı gıdaları:

Soğan - sarımsak: Mide, prostat, yemek borusu kanserlerine karşı korur. Kalp hastalığı riskini yüzde 20 azaltıyor.

Yaban mersini: Kanserden koruyan antioksidanlar içerir ve hafızayı güçlü kılıyor. Lif bakımından zengindir.

Fasulye: Kiloyu dengeleyip, kan şekerini düzenliyor. Kolon kanseri ve kalp hastalığından koruyor. İçerdiği lifler sayesinde, uzun ve sağlıklı yaşamın bir parçasıdır.

Somon: En iyi anti-aging gıdası. Omega-3 beyni ve kalbi korur. Ruh halini dengeler ve kan şekerini düzenler.

Süt: Vitamin, mineral ve yararlı bakteriler bakımından zengin olan süt, kanserle savaşan CLA asidini de içerir.

Fındık- fıstık: Haftada 5 kez tüketmek kalp krizi ve kalp hastalığı riskini yüzde 30-50 arasında azaltıyor. Her gün için 25 gramlık, badem, ceviz, fıstık, fındık yeterli.

Kırmızı et: İşlemden geçirilmemiş kırmızı et, omega-3 bakımından zengindir. Özellikle meralarda yetişen hayvanlardan elde edilen etten, makul miktarda tüketildiğinde kanserden koruyor. Protein ve B12 vitamini kaynağı.

Yumurta: Doğanın en kusursuz yiyeceği olarak tanımlanıyor. Protein bakımından zengin ama kalorisi düşük. Beyni korur ve göz sağlığını güçlendirir.

Brokoli: Tüm kanser risklerini azaltır. Mineral ve vitamin oranları çok yüksektir. Ayrıca vücudu toksinlerden arındıran kimyasallara sahiptir. Brokoli, kabak, brüksel lahanası, kara lahana gibi sebzeler,kanser riskini azaltmaya yardımcı olan indol isimli bitki kimyasalları içeriyor.

Elma: Akciğer kanseri, astım ve diyabete karşı korur. Kemik güçlendiren K vitamini içerir. Yemeklerden 30 dakika önce tüketildiğinde iştahı bastırmaya yardımcı olur

Nar: Antioksidanlar bakımından zengindir. Kan basıncını dengeler, damarları korur ve tümörlerin büyümesini engeller.

Yeşil çay: Dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek olan çayın değişik formları (siyah, beyaz, yeşil, Çin çayı gibi) anti oksidanlar ve antiinflamatuar içeriyor. Yeşil çay gibi bazı türleri ise, kansere karşı etkili olan katesin isimli bitki kimyasalları içeriyor. Mesane, kolon, nefes borusu, pankreas, rektum ve mide kanserlerine yakalanma riskini azaltıyor. Kilo kontrolünü kolaylaştırıyor.

Yazının Devamını Oku...

Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »