KAN BASINCI NEDİR?NASIL GERÇEKLEŞİR?


2/12/2009 · Kategori: SAGLIK

Doktorlar kan basıncı dediklerinde, kalbinizin vücudunuzu dolaşacak olan kanı pompaladığında büyük kan damarlarında oluşan basıncı anlatmak isterler. Genel olarak, kan basıncınız ne kadar düşükse (aşırı düşük kan basıncının bir hastalığın parçası olduğu çok ender durumlar dışında), uzun dönemde sizin için o kadar iyidir.
 
KAN BASINCI VE DOLAŞIMINIZ
Kan, akciğerlerde soluduğumuz havada bulunan oksijeni alır. Oksijenlenmiş kan kalbe gelir ve buradan pompalanarak atardamar (arter) adı verilen kan damarları yoluyla tüm vücuda yayılır. Büyük damarlar giderek küçülen ve sonuçta kapiller olarak adlandırılan kılcal damar ağına bağlanan çok ince damarlar halinde dallara ayrılır. Büyük damarlar (arterler), orta büyüklükteki damarlar (arteriyoller) ve incecik kılcal damarlardan (kapillerler) oluşan bu damar ağı, kanın vücuttaki tüm hücrelere ulaşıp, oksijen almalarını sağlar. Hücreler bu oksijeni, canlı kalmak için gereksinim duydukları yaşam enerjisini elde etmek için kullanır. Taşıdığı oksijeni hücrelere bıraktıktan sonra oksijensiz kan, toplardamarlar (ven) yoluyla kalbe döner ve yeniden oksijen almak üzere tekrar akciğerlere pompalanır.

Kalp ve dolaşımı gösteren şematik çizim: mavi renkte gösterilen toplardamarlar kanı kalbe geri görürür, buradan akciğerlere ve oradan da tüm vücuda kırmızı renkteki atardamarlar yoluyla pompalanır. Küçük çizimde, deri ya da kas gibi dokulardaki kılcal damar (kapiller) ağı, kılcal damar duvarlarından oksijen ve diğer besinlerin hücrelere geçişi gösterilmektedir.
 
 
Her kalp vuruşunda, kalp kası kanı tüm vücuda dağıtacak bir güçle itmek için kasılır. Kalbin yol açtığı basınç, kasıldığı sırada en yüksek düzeydedir ve buna sistolik basınç (daha yüksek olan değer) denir. Ardından, kalp kası, bir daha kasılmadan önce gevşer ve basınç en düşük düzeye iner. Buna diyastolik basınç (düşük olan değer) adı verilir. Kan basıncınızı ölçtürdüğünüzde hem sistolik hem de diyastolik basınçlar ölçülür.

Normal ve anormal kan basıncını ayıran sınırı belirlemek kolay değildir. Belki de en iyisi belli bir düzeyin üstünde olan ve tedavinin yarar sağladığının kesin olarak bilindiği kan basıncını esas almaktır
 
ÖNEMLİ NOKTALAR
  • Yüksek kan basıncına, bütün dokularda mikroskopik arteriyollerin daralması neden olur.
  • Sistolik basınç, kalp kasıldığı sırada büyük arterlerin içindeki basınçtır.
  • Diyastolik basınç, kalbin iki vuruş arasında gevşediği andaki basınçtır.

  

saglikpark.com dan alıntıdır.
Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

DENİZ ÜRÜNLERİNİ ALIRKEN DİKKAT EDİLECEK ÖNEMLİ NOKTALAR


23/11/2009 · Kategori: SAGLIK

siz de ''denizdan babam çıksa yerim '' diyenlerden misiniz? o halde deniz ürünlerini alırken dikkaat edilmesi gereken hususları bilmekte, sağlık için fayda vardır.

Deniz ürünleri alınırken ve tüketilirken  dikkat edilmesi gereken bir durumdur.Çünkü bu ürülerle insanlar daha çabuk kandırılabilmektedir.Özellikle bu ürünlerin tazeliği konusunda fazla bilgi sahibi olmayan insanlar rahatlıkla bayat deniz ürünü alabilir.

Deniz ürünlerinden balıkların tazeliğini kontrol etmek için 3 kurala dikkat edin.

*Kırmızı solungaçlar,

*parlak pullar ve

*saydam gözler.

İşte bu 3 kurak size balığın taze olduğunu söyler.Taze balığı, sadece bir buz tabakasının üstünde ya da buz tezgâhında ise satın alın. Kutuda veya pakette bulunan balıkların içinde buz kristalleri bulunmamalı.

Genellikle bayat olan balığı ekonomik açıda uygun olduğu için ucuz fiyattan satarlar.Fiyatı düşük olan karides, ıstakoz gibi kabuklu deniz ürünlerini kesinlikle satın almayın. Çünkü genellikle bayat ya da satılamayıp elde kalmış ürünler, normal fiyatlarının altında satılır. Taze ve canlı midyelerin kabukları kapalıdır ve dokunulduğunda da hemen kapanır. Midyeyi, eylül, ekim, kasım, ocak ve şubat aylarında yemeye çalışın.

<_script /><_script />
Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

DİŞ ÇÜRÜMELERİNİ ÖNLEYEN VE AĞIZ KOKUSUNU ENGELLEYEN BESİNLER


20/11/2009 · Kategori: SAGLIK

Uzmanlar, tüketilen kereviz, peynir, balık ve yeşil çay gibi hayvansal ve bitkisel besinlerin dişleri güçlendirirken, ağız kokusunu da giderdiğine dikkat çekiyor.

Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı, sürekli şekerli ya da nişastalı yiyeceklerin tüketilmesi halinde diş plaklarında bulunan bakterilerin dişlerin çürümelerine davetiye çıkardığını söyledi. Ancak doğal olarak bakterilerle savaşan, plakları uzaklaştıran ve nefesi tazeleyen yiyecekler tüketmeye özen gösterilmesi halinde dişlerin doğal yöntemlerle korunmasının desteklenmiş olacağını söyledi.

Diş Hekimi Kazandı’nın verdiği bilgilere göre, dişleri doğal yöntemlerle korumaya yardımcı olan bazı besin maddeleri ve önerileri şöyle:

Kereviz: Kereviz dişleri iki yolla korur. Kereviz ekstra çiğnemeyi gerektiren bir yiyecektir. Bu ekstradan tükürük salgılamayı sağlar, bu da çürüklere neden olan bakterileri etkisiz kılar. Buna ilaveten lifli ya da sert yapıdaki doğal yiyecekler dişetlerine masaj yapar ve diş aralarını temizler.

Peynir: Peynir dişler için birden çok yarar sağlar. İlk olarak ağzın PH dengesini ayarlamaya yardımcı olur. Aynı zamanda çürüklere karşı koruyup, yeni çürükler oluşmasını engeller. Özellikle şekerli gıdalar alındıktan sonra yenilecek bir parça peynir, şekerin dişleri çürütme etkisini giderme açısından son derece önemli.

Yeşil Çay: Yeşil çayda bulunan katesin maddesi ağızdaki bakterilerin yok olmasına yardımcı olurken aynı zamanda kansere karşıda etkili olur. Dolayısıyla ağız kanserlerine karşıda etkili bir maddedir. Bu madde aynı zamanda kötü ağız kokusuna neden olan bakterileri de ağızdan uzaklaştırmaya yardımcı olur.

Kivi: Vitamin C eksikliği dişetleri hassaslaştırabilir, bakterilere karşı daha dirençsizleştirebilir. Bu durumda da periodontal rahatsızlığa yakalanabilirsiniz. Bu durumla karşılamamak için yeterince C vitamini almalısınız ve bunun için kiviyi seçebilirsiniz, çünkü kivi diğer meyvelere göre daha fazla vitamin C içerir.

Yoğurt: Kalsiyum açısından zengin olan yoğurdun dişlere olan faydaları saymakla bitmez. Kalsiyum periodontal rahatsızlığı olan kişilerdeki diş kökleri iltihaplı cep sayısını azaltır. Kalsiyum, periodontal rahatsızlık dolayısıyla oluşmuş sallantılı ve gevşek dişleri iyileştirmede yardımcı olur. Kalsiyum, diş kayıplarını önlemeye yardım eder. Eğer sizde diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan yiyecekleri tercih edin.

Maydanoz: Ağız kokusuna neden olan yiyecekleri tükettikten sonra biraz maydanoz çiğnemek hoş bir ağız kokusuna sahip olmanıza yardımcı olacaktır. Bu sayede ise kötü ağız kokusu maydanoz sayesinde hoş bir kokuya dönüşür.

Çilek: Çilek dişlere ve dişetlerine iyi gelir. Aynı zamanda diş taşlarından doğal yöntemle kurtulmanın formülünü taşımaktadır. İçinde bulunan çeşitli asitler diş diplerinde biriken taşları eritir. Diş taşlarının oluşumunu engeller.

Kuru Yemişler: Kuru yemişler ve çekirdekler dişi kaplayarak bakterilere karşı koruyucu bir tabaka oluşturan doğal yağlar içerirler. Bu yağlar diş minesinin güçlenmesine yardımcı olarak çürümelere karşı daha dayanıklı olmasını sağlar ve çekirdekleri de kalsiyum içerir.

Elma: Elma, kabukla yenilmesi bir yandan dişlerin kuvvetlenmesini sağlarken, diğer yandan da içerisindeki maddelerle dişleri temizler. Elma, havuç gibi meyveleri ısırarak yenilmesi tavsiye edilir.

Balık: Balığın içeriğindeki fosfor, kemik ve diş dokusunun teme maddelerinden bir tanesidir. Bunlarda dişleri sertleştiren fosfor bulunmaktadır. Dolayısıyla daha sağlıklı dişler için haftada bir kez balık tüketilmelidir.

Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

KİLONUN ARKASINDAKİ SEBEPLER


20/11/2009 · Kategori: SAGLIK

Güney Carolina Üniversitesinden egzersiz bilimi ve epidemiyoloji profesörü Steven Blair ve grubu, kiloların arkasında yatan faktörleri ortaya koydular.

Genlerin, hormonal dengesizliğin ve hatta virüslerin obezitede rol oynadığı biliniyor. Güney Carolina Üniversitesi'nden egzersiz bilimi ve epidemiyoloji profesörü Steven Blair ve grubu son yapılan çalışmaları dikkatle incelediler, obezite biliminde uzman klinisyenlerle görüştüler ve kilolarıyla başa çıkmaya çalışan gerçek yaşamdan insanları dinlediler.  
 
 İşte kiloların arkasında yatan düşünceler bunlar:

1.Kilolar gerçekten genetik: Bazı araştırmalara göre kişinin genetik yapısı, onun iştahını, metabolizma hızını veya vücuttaki yağ birikme oranını belirler ve obeziteye olan yatkınlığında rol oynar. Son zamanlarda yapılan araştırmalara göre, FTO geni başka önemli genleri kontrol etmekle görevli. Bunun yanı sıra bilimadamları, FTO geninin beynimizde iştahı ve doyumluluğu kontrol etmekle görevli olan hipotalamus bölgesinde aktif olduğunu keşfettiler.

2. Bazı insanlar daha fazla yağ hücresine sahip: Bazılarımız diğerlerine göre iki katı yağ hücresine sahip olabiliyorlar. Yeni yağ hücreleri çocukluk boyunca beliriyor, fakat ergenlik dönemiyle durmuş gibi görünüyor. Bu hücreler 2 yaşlarında çoğalmaya başlıyor. Eğer çocuklarda kalori alımı sınırlanmazsa bu hücrelerin büyüme oranı çok hızlı olabiliyor.

3. Metabolizmanı değiştirebilirsin: Helsinki üniversitesi Merkez Hastanesi'ndeki araştırmacılar, biri zayıf diğeri şişman olan ikizleri incelediler ve şişman olan ikizdeki yağ hücrelerinin yağ yakımını zorlaştıran metabolik değişim geçirdiklerini öğrendiler. Grup 5 kiloluk kazancın metabolizmayı yavaşlatabileceği konusunda şüpheliler. Araştırmacılar, hareketli olunmasını söylüyorlar. Merdiven kullanmak, oturma pozisyonunuzu değiştirmek hatta içecek almak için mutfağa gitmek bile enerji yakmak demektir.

4. Stres sizi şişmanlatır: Stresli durumlar karbonhidratça zengin gıdalar için arzularımızı harekete geçirir. Stres hormonu aynı zamanda yağ depolarına hız verir. Stresten korunmak için sosyal etkinliklere katılabilir ya da ailenizle kaliteli zaman geçirebilirsiniz.

5. Annenizin hamileliği sizin kilonuzu belirliyor: Annenin sigara içmesi düşük doğum ağırlığı riskini artırıyor ve alkol ise bebeğin beynine zarar veriyor. Aynı zamanda annenin tükettiği şekerli ve yağlı yiyecekler de bu etkiyi yapıyor. Kilolu annelerin yüksek glikoz seviyesine ve serbest yağ asitlerine sahip oldukları belirtiliyor. Bu nedenle kilolu annelerin bebekleri de kilolu oluyor.

6. Fazla uyuyun, daha fazla kilo verin: Daha fazla uykuyla, daha çok tokluk hissi duyarsınız. Ve bu şekilde kendiliğinden kilo verebilirsiniz. Chicago Üniversitesi'nden araştırmacılar, uyku yoksunluğunun leptin (tok hissetmenize yardım eder) hormonunda düşüşü ve ghrelin (iştah arttırıcı) hormonunda ise artışını tetikleyerek hormon dengesini bozduğunu belirtiyorlar. Uyku en ucuz ve kolay obezite tedavisidir.

7. Eşinizin ağırlık sorunları: Araştırmaya göre, kilo kazancı ve kaybı bulaşıcı olabiliyor. Eşlerden biri obezse diğeri de yüzde 37 obez olabiliyor.

8. Bir virüs obeziteye yol açabilir: Adenovirusler solunum yolundan mide, bağırsak problemlerine kadar çeşitli hastalıklardan sorumludur. Kök hücreler de virüslerle enfekte oldukları zaman yağ hücrelerine dönüşüyorlar. Virüsler yağ hücrelerinin sayısını artırıyor.

9. Kurabiyeler gerçekten bağımlılık yapabiliyor: Yiyecekler bağımlılık yapmazken, kokain ya da alkol bağımlılık yapıyor. Ancak geçtiğimiz yıllarda bilim adamları esrarengiz benzerlikler buldular. Obez insanlar daha fazla dopamin reseptörüne sahip olurlarsa, daha fazla yeme ihtiyacı duyacaklar.

10. Kulak enfeksiyonları tat almanı bozabilir: Aşırı kilolu ve aynı zamanda kulak enfeksiyonu sorunu olanların tat alma duyularına ve yiyeceklerin yapısına daha fazla dikkat etmeleri gerekiyor. Şeker yerine meyve, margarin yerine zeytinyağı gibi basit sağlıklı ikameler daha dengeli beslenmeye ve daha az kilo almana yardımcı olabilir.

11. Antioksidanlar aynı zamanda anti-yağdır: Uzmanlar, oksitlenme moleküllerinın tokluk hissi veren hücrelere hasar verdiğini söylüyorlar. Bir şey yediğimizde serbest kökler su yüzüne çıkıyor. Renkli, antioksidan açısından zengin meyve ve sebzeler yemek gerekiyor.

12. Herhangi bir diyet uygulayın: Her diyetin sağlıklı yemeyle ilgili 4 temel kuralı vardır; trans ve doymuş yağlardan uzak durun; lifli ve kuru bakliyat tüketin; yağsız protein yiyin; sebze ve meyvelerle beslenin.

13. Şişman veya formda olabilirsiniz: Sağlınız için haftada 5 gün yarım saatlik düzenli fiziksel aktivite yapmalısınız. Asansör kullanmak yerine merdivenleri tercih edin, yakın mesafelerde otobüsle gitmek yerine yürüyün, yürümek için arabanızı birkaç blok ileriye park edin. Bunlar da formunuzu korumanıza yardımcı olacaktır.

kaynak:images.google.com.tr

Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »