PEYNİR ALIRKEN NELERE DİKKAT EDİLİR?İYİ PEYNİR NASIL ANLAŞILIR?


20/11/2009 · Kategori: YASAM

Beyaz peynir çok fazla gözenekli ise alırken bir kez daha düşünün.

*Gözeneklerin fazlalığı, asitli süt kullanıldığını gösterir.

*Beyaz peynir ambalajına fazla su salmışsa bu peynirin yeterince olgunlaşmadığını gösterir.

*Tadıldığında çok fazla ekşilik veren beyaz peynirden kaçının. Ancak ekşi oranı çok az olan peynirde yoğurt kültürünün kullanılmış olabileceği aklınızda olsun.

*Taze kaşar peyniri açık sarı renkte, homojen yapıda, süt kokulu, kolay dilimlenebilir ve az tuzlu olur.

*Dil peyniri az tuzlu olmalı ve lif lif ayrılabilmelidir.

*Peynir, ışıksız ortamda (buzdolabında, sebzelik gözünde) saklanmalıdır.

*Peynir hemen tüketilmeyecekse, kendi ambalajında saklanmalıdır. Ambalajı açıldıktan sonra ise mutlaka saklama kabında veya ambalaj malzemelerine sararak korunmalıdır. *Aksi takdirde peynir nemini kaybeder, aroması ve lezzeti azalır.

*Beyaz peynir; ambalajı açıldıktan sonra, içme suyuna, yumurta yüzecek kadar tuz eklenerek hazırlanan sıvıda saklanabilir. Böylece peynirin olgunlaşma süreci de devam eder.

*Peynir dilimlere ayrılmadan saklanmalıdır, böylece dış ortamla teması en aza indirilebilir.

*Kabuklu peynirler (eski kaşar gibi), kabuğu temizlenmeden saklanmalı, temizleme işlemi peyniri tüketmeden hemen önce yapılmalıdır. Krem peynirler mutlaka kendi ambalajının içinde ve kapağı kapalı olarak saklanmalıdır.

*Kızartma peynirler tüketilmeden önce 4-5 saat suda bekletilerek tuzu alınmalıdır.

*Beyaz peynir dışındaki peynirler yıkanmaz, su ile temas peynirin lezzet ve aromasının kaybolmasına yol açar.

*Beyaz peynirleri keserken, bıçağı ıslatmak peynirin düzgün kesilmesine yardımcı olur.

Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

DİŞ ÇÜRÜMELERİNİ ÖNLEYEN VE AĞIZ KOKUSUNU ENGELLEYEN BESİNLER


20/11/2009 · Kategori: SAGLIK

Uzmanlar, tüketilen kereviz, peynir, balık ve yeşil çay gibi hayvansal ve bitkisel besinlerin dişleri güçlendirirken, ağız kokusunu da giderdiğine dikkat çekiyor.

Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı, sürekli şekerli ya da nişastalı yiyeceklerin tüketilmesi halinde diş plaklarında bulunan bakterilerin dişlerin çürümelerine davetiye çıkardığını söyledi. Ancak doğal olarak bakterilerle savaşan, plakları uzaklaştıran ve nefesi tazeleyen yiyecekler tüketmeye özen gösterilmesi halinde dişlerin doğal yöntemlerle korunmasının desteklenmiş olacağını söyledi.

Diş Hekimi Kazandı’nın verdiği bilgilere göre, dişleri doğal yöntemlerle korumaya yardımcı olan bazı besin maddeleri ve önerileri şöyle:

Kereviz: Kereviz dişleri iki yolla korur. Kereviz ekstra çiğnemeyi gerektiren bir yiyecektir. Bu ekstradan tükürük salgılamayı sağlar, bu da çürüklere neden olan bakterileri etkisiz kılar. Buna ilaveten lifli ya da sert yapıdaki doğal yiyecekler dişetlerine masaj yapar ve diş aralarını temizler.

Peynir: Peynir dişler için birden çok yarar sağlar. İlk olarak ağzın PH dengesini ayarlamaya yardımcı olur. Aynı zamanda çürüklere karşı koruyup, yeni çürükler oluşmasını engeller. Özellikle şekerli gıdalar alındıktan sonra yenilecek bir parça peynir, şekerin dişleri çürütme etkisini giderme açısından son derece önemli.

Yeşil Çay: Yeşil çayda bulunan katesin maddesi ağızdaki bakterilerin yok olmasına yardımcı olurken aynı zamanda kansere karşıda etkili olur. Dolayısıyla ağız kanserlerine karşıda etkili bir maddedir. Bu madde aynı zamanda kötü ağız kokusuna neden olan bakterileri de ağızdan uzaklaştırmaya yardımcı olur.

Kivi: Vitamin C eksikliği dişetleri hassaslaştırabilir, bakterilere karşı daha dirençsizleştirebilir. Bu durumda da periodontal rahatsızlığa yakalanabilirsiniz. Bu durumla karşılamamak için yeterince C vitamini almalısınız ve bunun için kiviyi seçebilirsiniz, çünkü kivi diğer meyvelere göre daha fazla vitamin C içerir.

Yoğurt: Kalsiyum açısından zengin olan yoğurdun dişlere olan faydaları saymakla bitmez. Kalsiyum periodontal rahatsızlığı olan kişilerdeki diş kökleri iltihaplı cep sayısını azaltır. Kalsiyum, periodontal rahatsızlık dolayısıyla oluşmuş sallantılı ve gevşek dişleri iyileştirmede yardımcı olur. Kalsiyum, diş kayıplarını önlemeye yardım eder. Eğer sizde diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan yiyecekleri tercih edin.

Maydanoz: Ağız kokusuna neden olan yiyecekleri tükettikten sonra biraz maydanoz çiğnemek hoş bir ağız kokusuna sahip olmanıza yardımcı olacaktır. Bu sayede ise kötü ağız kokusu maydanoz sayesinde hoş bir kokuya dönüşür.

Çilek: Çilek dişlere ve dişetlerine iyi gelir. Aynı zamanda diş taşlarından doğal yöntemle kurtulmanın formülünü taşımaktadır. İçinde bulunan çeşitli asitler diş diplerinde biriken taşları eritir. Diş taşlarının oluşumunu engeller.

Kuru Yemişler: Kuru yemişler ve çekirdekler dişi kaplayarak bakterilere karşı koruyucu bir tabaka oluşturan doğal yağlar içerirler. Bu yağlar diş minesinin güçlenmesine yardımcı olarak çürümelere karşı daha dayanıklı olmasını sağlar ve çekirdekleri de kalsiyum içerir.

Elma: Elma, kabukla yenilmesi bir yandan dişlerin kuvvetlenmesini sağlarken, diğer yandan da içerisindeki maddelerle dişleri temizler. Elma, havuç gibi meyveleri ısırarak yenilmesi tavsiye edilir.

Balık: Balığın içeriğindeki fosfor, kemik ve diş dokusunun teme maddelerinden bir tanesidir. Bunlarda dişleri sertleştiren fosfor bulunmaktadır. Dolayısıyla daha sağlıklı dişler için haftada bir kez balık tüketilmelidir.

Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

KİLONUN ARKASINDAKİ SEBEPLER


20/11/2009 · Kategori: SAGLIK

Güney Carolina Üniversitesinden egzersiz bilimi ve epidemiyoloji profesörü Steven Blair ve grubu, kiloların arkasında yatan faktörleri ortaya koydular.

Genlerin, hormonal dengesizliğin ve hatta virüslerin obezitede rol oynadığı biliniyor. Güney Carolina Üniversitesi'nden egzersiz bilimi ve epidemiyoloji profesörü Steven Blair ve grubu son yapılan çalışmaları dikkatle incelediler, obezite biliminde uzman klinisyenlerle görüştüler ve kilolarıyla başa çıkmaya çalışan gerçek yaşamdan insanları dinlediler.  
 
 İşte kiloların arkasında yatan düşünceler bunlar:

1.Kilolar gerçekten genetik: Bazı araştırmalara göre kişinin genetik yapısı, onun iştahını, metabolizma hızını veya vücuttaki yağ birikme oranını belirler ve obeziteye olan yatkınlığında rol oynar. Son zamanlarda yapılan araştırmalara göre, FTO geni başka önemli genleri kontrol etmekle görevli. Bunun yanı sıra bilimadamları, FTO geninin beynimizde iştahı ve doyumluluğu kontrol etmekle görevli olan hipotalamus bölgesinde aktif olduğunu keşfettiler.

2. Bazı insanlar daha fazla yağ hücresine sahip: Bazılarımız diğerlerine göre iki katı yağ hücresine sahip olabiliyorlar. Yeni yağ hücreleri çocukluk boyunca beliriyor, fakat ergenlik dönemiyle durmuş gibi görünüyor. Bu hücreler 2 yaşlarında çoğalmaya başlıyor. Eğer çocuklarda kalori alımı sınırlanmazsa bu hücrelerin büyüme oranı çok hızlı olabiliyor.

3. Metabolizmanı değiştirebilirsin: Helsinki üniversitesi Merkez Hastanesi'ndeki araştırmacılar, biri zayıf diğeri şişman olan ikizleri incelediler ve şişman olan ikizdeki yağ hücrelerinin yağ yakımını zorlaştıran metabolik değişim geçirdiklerini öğrendiler. Grup 5 kiloluk kazancın metabolizmayı yavaşlatabileceği konusunda şüpheliler. Araştırmacılar, hareketli olunmasını söylüyorlar. Merdiven kullanmak, oturma pozisyonunuzu değiştirmek hatta içecek almak için mutfağa gitmek bile enerji yakmak demektir.

4. Stres sizi şişmanlatır: Stresli durumlar karbonhidratça zengin gıdalar için arzularımızı harekete geçirir. Stres hormonu aynı zamanda yağ depolarına hız verir. Stresten korunmak için sosyal etkinliklere katılabilir ya da ailenizle kaliteli zaman geçirebilirsiniz.

5. Annenizin hamileliği sizin kilonuzu belirliyor: Annenin sigara içmesi düşük doğum ağırlığı riskini artırıyor ve alkol ise bebeğin beynine zarar veriyor. Aynı zamanda annenin tükettiği şekerli ve yağlı yiyecekler de bu etkiyi yapıyor. Kilolu annelerin yüksek glikoz seviyesine ve serbest yağ asitlerine sahip oldukları belirtiliyor. Bu nedenle kilolu annelerin bebekleri de kilolu oluyor.

6. Fazla uyuyun, daha fazla kilo verin: Daha fazla uykuyla, daha çok tokluk hissi duyarsınız. Ve bu şekilde kendiliğinden kilo verebilirsiniz. Chicago Üniversitesi'nden araştırmacılar, uyku yoksunluğunun leptin (tok hissetmenize yardım eder) hormonunda düşüşü ve ghrelin (iştah arttırıcı) hormonunda ise artışını tetikleyerek hormon dengesini bozduğunu belirtiyorlar. Uyku en ucuz ve kolay obezite tedavisidir.

7. Eşinizin ağırlık sorunları: Araştırmaya göre, kilo kazancı ve kaybı bulaşıcı olabiliyor. Eşlerden biri obezse diğeri de yüzde 37 obez olabiliyor.

8. Bir virüs obeziteye yol açabilir: Adenovirusler solunum yolundan mide, bağırsak problemlerine kadar çeşitli hastalıklardan sorumludur. Kök hücreler de virüslerle enfekte oldukları zaman yağ hücrelerine dönüşüyorlar. Virüsler yağ hücrelerinin sayısını artırıyor.

9. Kurabiyeler gerçekten bağımlılık yapabiliyor: Yiyecekler bağımlılık yapmazken, kokain ya da alkol bağımlılık yapıyor. Ancak geçtiğimiz yıllarda bilim adamları esrarengiz benzerlikler buldular. Obez insanlar daha fazla dopamin reseptörüne sahip olurlarsa, daha fazla yeme ihtiyacı duyacaklar.

10. Kulak enfeksiyonları tat almanı bozabilir: Aşırı kilolu ve aynı zamanda kulak enfeksiyonu sorunu olanların tat alma duyularına ve yiyeceklerin yapısına daha fazla dikkat etmeleri gerekiyor. Şeker yerine meyve, margarin yerine zeytinyağı gibi basit sağlıklı ikameler daha dengeli beslenmeye ve daha az kilo almana yardımcı olabilir.

11. Antioksidanlar aynı zamanda anti-yağdır: Uzmanlar, oksitlenme moleküllerinın tokluk hissi veren hücrelere hasar verdiğini söylüyorlar. Bir şey yediğimizde serbest kökler su yüzüne çıkıyor. Renkli, antioksidan açısından zengin meyve ve sebzeler yemek gerekiyor.

12. Herhangi bir diyet uygulayın: Her diyetin sağlıklı yemeyle ilgili 4 temel kuralı vardır; trans ve doymuş yağlardan uzak durun; lifli ve kuru bakliyat tüketin; yağsız protein yiyin; sebze ve meyvelerle beslenin.

13. Şişman veya formda olabilirsiniz: Sağlınız için haftada 5 gün yarım saatlik düzenli fiziksel aktivite yapmalısınız. Asansör kullanmak yerine merdivenleri tercih edin, yakın mesafelerde otobüsle gitmek yerine yürüyün, yürümek için arabanızı birkaç blok ileriye park edin. Bunlar da formunuzu korumanıza yardımcı olacaktır.

kaynak:images.google.com.tr

Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

ÇOCUĞUNUZA YAKALANDIYSANIZ ........?


20/11/2009 · Kategori: CINSEL YASAM

Cinsel ilişki sırasında çocuklarına yakalanmak herhalde bir anne-babanın
yaşayabileceği en talihsiz durumlardan biridir. Böyle bir durumda hem anne-baba utanır, ne yapacaklarını bilemez; hem de çocuk ruhsal bir travma yaşayabilir ve anne-babasına farklı bir gözle bakmaya başlayabilir.

Çocuk sahibi olunca çiftin cinsel hayatı etkilenir

Çocuk sahibi olduktan sonra çiftlerin cinsel hayatlarında yeni düzenlemeler
yapmaları gerektiğini söyleyen CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; "Çocuk sahibi olduktan sonra çift, cinsel ilişki sırasında çocuğa yakalanma korkusu nedeniyle cinsel hayatını eskisi gibi özgürce yaşayamaz. Özellikle ev küçükse ve anne-baba çocukla aynı odayı paylaşıyorsa, anne-babanın başbaşa kalması ve cinsel ilişki kurması iyice zorlaşır. Ancak çiftin ruhen ve bedenen sağlıklı bir ilişkiyi sürdürebilmesi için de cinsellik gereklidir. Bu nedenle çift çocuğu uyuttuktan sonra cinselliği yaşamak ya da çocuğu arada bir onunla bir kaç saat ilgilenebilecek güvendiği bir akrabaya bırakmak gibi çözümler üretebilir." dedi.

Anne-babalar çocuklarıyla cinselliği konuşmaya çekinmemeli

Cinselliğin hala ayıp, yasak ve günah olarak algılandığı ve rahatça konuşulamadığı toplumumuzda anne-babaların da çocuklarıyla cinsellik hakkında konuşmaya çekindiklerini belirten CİSED Genel Başkan Yardımcısı Psikolog Gülüm Bacanak; "Cinsel kimliğin temellerinin atıldığı dönem 3-5 yaş arasıdır. Bu dönemde çocukta cinselliğe karşı bir merak başlar ve anne-babasına cinsel organıyla ya da çocuğun nasıl dünyaya geldiği ile ilgili sorular sorar. Çocuğun bu meraklı soruları karşısında anne-babalar ne cevap vereceklerini bilemezler; ya çocuğa kızarlar, ya duymazdan gelirler ya da "seni leylekler getirdi", "cami avlusunda bulduk" gibi gerçek olmayan hikayeler uydururlar. Oysa ki çocuklara yaşlarına uygun olarak anlayabilecekleri şekilde gerçekleri anlatmak gereklidir, böylece çocuk cinselliği normal ve doğal bir olay olarak algılayacak ve ileride cinsel sorun yaşama ihtimali
azalacaktır." dedi.

Çocuklarla cinsellik nasıl konuşulmalı?

Çocuğun yaşına ve düzeyine göre cinsellikle ilgili temel bilgilerin verilebileceğini söyleyen CİSED Genel Sekreteri Psikolojik Danışman Fatoş Ayrık; "Anne-babalar çocuklarının cinsellikle ilgili sorularına seksi nasıl anlatacaklarını bilemediklerinden ve utandıklarından yanıt veremiyorlar. Oysa ki cinselliği konuşmak seks konuşmak demek değildir, kız ve erkek arasındaki farklar, cinsel gelişim ve bebeklerin nasıl dünyaya geldiği gibi konular yaşına uygun bir şekilde çocuklara anlatılabilir. Çocukların sorularına onların anlayabileceği şekilde, tatmin edici yanıtlar verilmelidir. "Anne-baba birbirini sevdiği için birlikte yatar ve daha sonra çocuk olur." "Birbirini seven iki insan sevgilerini sarılarak ve öpüşerek gösterir." gibi ifadelerle cinselliği sevgiyi ifade etmenin bir şekli olarak anlatmak, çocuğun cinselliğe karşı sağlıklı bir yaklaşım geliştirmesine ve ileride sağlıklı bir ergen olmasına yardımcı olur." dedi.

Çocuğumuz bizi yatakta yakalarsa ne yapmalıyız?


Anne-babanın başına gelebilecek en talihsiz durumlardan birinin cinsel ilişki
sırasında çocuklarına yakalanmak olduğunu ifade eden CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; "Çocuklarına cinsel ilişki sırasında yakalanmak çok sayıda çiftin başına gelebilen bir durumdur. Bu durum anne-baba için zordur ama çocuk için daha da zordur, çocukta ciddi bir ruhsal travma yaratabilir. Çünkü çocuk eğer yaşı da küçükse gördüğünü anlamlandıramayabilir ve babasının annesine kötülük yaptığını düşünüp babaya düşman olabilir. Eğer çocuğunuza cinsel ilişki sırasında yakalanırsanız, onun yaşını göz önünde bulundurarak ve o an nasıl bir cinsel ilişkiye tanık olduğunu ve neyi ne kadar gördüğünü de dikkate alarak bir açıklama yapmak gereklidir. Bu konuyu görmezden gelmek ya da yok saymak doğru olmayacaktır. Çocuk üç yaşından küçükse belki gördüğünü anlamayabilir ve üzerinde durmayabilir, ancak büyük çocuklara mutlaka bir açıklama yapılması gereklidir. Anne-babanın birbirine sevgisini bu şekilde gösterdiği, soyunup birbirlerine sarılmaktan hoşlandıkları ve bunun yatak odasında yapılan anne-babaya özel bir eylem olduğu söylenebilir. Böylece çocuğun da anne-babanın odasına izinsiz girmemesi gerektiği de vurgulanmış olur. Anne-babasını yatakta yakalayan bir çocuk korku, şok gibi duyuları yaşayabilir durgunlaşabilir, suskunlaşabilir ve anne-babaya karşı güvenini kaybedebilir. Bu durumda bir uzmandan yardım almak en doğrusu olacaktır, çünkü yetişkinlikte yaşanan birçok cinsel sorunun temelinde çocukken anne-babayı cinsel ilişki sırasında görmek ya da yan odadan onların seslerini duymak gibi travmatik olayların varlığını görmekteyiz." dedi.
kaynak:images.google.com.tr
Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::